Dışavurumculuk Nedir?

Dışavurumculuk ya da Avrupa terimleriyle “Ekspresyonizm”, 20. yüzyılın başında Almanya’da ortaya çıkan avangart (öncü / deneysel) bir sanat hareketidir. Empresyonizm akımına ve akademik sanat anlayışına karşı bir isyan olarak ortaya çıkan dışavurumculuk akımını özetlemek gerekirse; Nesnenin gerçekliğinden çok sanatçının yarattığı içsel duyguları boyamak demektir. Dışavurumcu sanatçılar genellikle dünyayı öznel bir bakış açısıyla tasvir etmeyi ve nesnelerin ve olayların resmettiği duygusal deneyimi ifade etmeyi amaçlar.

Dışavurumculuk terimi, 1910’da Çek Sanat Tarihçisi “Antonin Matějček” tarafından İzlenimcilik hareketinin tersi olarak icat edildi. Son derece öznel ve kendiliğinden gelişen modern sanatçıları temsil eden terimin ortaya çıktığı dönemde anahtar sözcükleri; Çarpıtma, aşırılık, ilkellik ve fantezi olarak sıralanabilir.

Dışavurumculuk Nedir?

Dışavurumculuk, sanayileşmeye ve şehirlerin katlanarak büyümesine tepki olarak gelişti. Dünya savaşının kaçınılmazlığı, kapitalizmin henüz keşfedilmemiş muazzam gücü ve sanayileşmenin yükselişi; Yüzyılın başında Almanya’da insanların kafasında ciddi bir yer vardı. Bu noktadaki dayanılmaz rahatsızlığın ürünü olan dışavurumculuk hareketi, doğal olarak Almanya merkezli sanat dünyasını genişletti. İzlenimcilikten farklı olarak, dışavurumculuğun amacı; Dünyanın gözlemciye sunduğu izlenimleri yeniden üretmek yerine, dünyanın sunduğu şeylerin yeni ifadesini sanatçının kendi algısı üzerinden ortaya koymaktır. Dolayısıyla dışavurumcu sanatçılar, nesnenin somut imgesini, nesnenin kendi zihinlerinde ifade ettiği ifade ile değiştirmekte ve böylece nesnenin gerçek anlamının daha doğru ifade edildiğini savunmaktadırlar.

Dışavurumculuk, uluslararası bir eğilim; “Cezanne”, “Gauguin”, “Van Gogh” vb. Sanatçılar ve “Fovizm” hareketi gibi bazı ortaçağ sanat biçimlerinden etkilenmiştir. Özellikle “Henri Matisse” ve “Andre Derain” eserleri; Nesnenin biçiminin çarpıtılmasını ve çeşitli anksiyete bozukluklarını ve duyguları yansıtmak için güçlü renklerin kullanılmasını destekleyerek dışavurumcu sanatçılara ilham verdi. Ekspresyonist hareketin klasik dönemi yaklaşık 1905’ten 1920’ye kadar sürdü ve Avrupa’ya yayıldı. İlkeleri daha sonra soyut dışavurumculuğa ilham verdi ve etkisi, yüzyılın geri kalanında Alman ve Avrupa sanatında hissedildi. Başlıca dışavurumcu sanatçılar ve önemli eserleri şu şekilde sıralanabilir:

James Ensor (1860-1949)

Resimlerinde grotesk f1gürler ve dehşet kullanmayı seven sanatçı, çalışmalarının çoğunda gerçekçi ve anlatımcı bir anlayış benimsiyor. Ensor’un çalışmalarında iskeletlere ve maskelere sıkça rastlanır. (Tablo önerisi: Ölümle Yüzleşen Maskeler)

Edvard Munch (1863-1944)

Eserlerinde sıklıkla aşk, endişe, korku gibi insan duyguları ile ilgilenen sanatçı, genellikle ölüm ve melankoli temaları üzerinde çalışmakta ve bir resmin birden fazla versiyonunu çizdiği sıklıkla görülmektedir. (Tablo önerisi: Çığlık)

Ernst Ludwig Kirchner (1880-1938)

Birkaç arkadaşıyla birlikte Dresden-Almanya merkezli “Die Brücke” sanat grubunu kuran Kirchner; hayatının neredeyse tamamını sanatın geçmişini ve geleceğini sentezlemeye adamıştır. Eserlerinin çoğunda; Modern şehir yaşamında insanın yerini ve durumunu işler. (Masa önerisi: Marcella)

Gustav Klimt (1862-1918)

Avusturyalı sembolist ve dışavurumcu sanatçı, eserlerinde parlak renkler kullanmayı seviyor. İdeal durum kisvesi altında insan ilişkilerindeki karanlıktan söz etmek ve bu yönde hiciv yapmak, onun dikkat çekici özelliklerinden biridir. (Masa önerisi: Öpücük)

İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir